Tayfun Pirselimoğlu'nun Dayım'ını birkaç yıl önce izlemiştim. Bugün, MUBİ'ye abone olduktan sonra, siftahımı Dayım'la yapayım istedim ve beni şaşırtan bir ayrıntıyla karşılaştım: Dayı "eşcinsel"miş. Gördüklerimden emin olamadığım için filmi geriye sarıp tekrar baktım. Mutmain olamayınca, film biter bitmez bu kez Gemini'ye sordum dayının eşcinsel olup olmadığını. Gemini "yok öyle bir şey, biraz tuhaf biri ama o kadar da değil" minvalinde cevap verdi. Ekşi'ye baktım. Ekşiciler çok emin, "eşcinsellik" ayrıntısını hiç kaçırmamışlar.
Oysa işbu girizgah yazısının muhtevasına dair ne parlak fikirlerim vardı. Dayının öznel gerçekliği içinde boğulmuş, anlaşılamamış, hatta tutunamamış bir tip olmasından yola çıkarak, konuyu son günlerin modası nihilist penguene bağlayacak ve oradan kimbilir nerelere sel gibi akacaktım. Ümit Ünal'ın muhteşem ötesi filmi 9'da uçma hayali kuran kırtasiyeci Salim'i belleğimin bir yanında, Hazerfen Ahmet Çelebi'yi diğer yanında yazacağım yazıya yeri geldiğinde dahil etmek için hazırda bekletiyordum. Gel gör ki, dayının eşcinselliği beni tıkadı. Böylesine tuhaf ötesi bir adamın eşcinsel de olması aslında hiç yadırgatıcı değil ama ben yine de dayının marazi uçma hevesinin, yemekte sadece elma yemesinin, gerçekliği kuşkulu anılarının, intihara meyilli olmasının, Hollywood yıldızlarına yazdığı cevapsız mektuplarının eşcinselliğinden daha çok akılda kalıcı ve söz etmeye değer olmasını isterdim. Eşcinsellik, diğer tüm tuhaf hasletlerini perdeledi.
Ruznamenin bu ilk film yazısı da, işte bu yüzden böyle zavallı kaldı.